“KENTSEL DÖNÜŞÜM”ÜN İSTANBUL TURİZMİNE İZDÜŞÜMÜ…
Son günlerde “Kentsel dönüşüm”, bu tanımı teknik anlamda bilmeyenler için “deprem” ile ilişkili bir “kavram” olarak akıllarda kalmaya başladı, bu da talihsiz bir gelişme. Daha önce de kıymetlenen kent mekanlarından “yoksulların sürülmesi” anlamı yükleniyordu bu kavrama. Bu bağlamda, İstanbul’un ilginç uygulamalarından biri de İkitelli civarında ve “Olimpiyat Stadı” yakınında yer alan “Ayazma yerleşimi”nin, “stada yakışmayacağı” gerekçesiyle, hazin ve beceriksizce ortadan kaldırılmasıdır.
“Megapol” tanımına uyduğu konusunda fikir birliği olan İstanbul’un, bir “Metropol” olması bir arzu veya gerekirlik olabilir. Şehrin geçmişinde, sesi duyulan yazar/ çizerlerin oluşturduğu genel entelektüel tavır , “Zamanın durduğu bir ideolojik yapı”nın gölgesinde ortaya atılan fikirlerdir. Siyaseten yetersiz yerel yönetici ile bürokratların kafa karışıklığı içinde oluştu İstanbul megapolü. Belki, onlar da her ettikleri kelamda yer alan “bilimsellik adına” (!), İstanbul’un, Metropol olmasını arzu ediyorlardı…
Megapol veya Metropol! Aslında ikisi de büyük şehirlerin yönetsel tarzlarının tanımlanması. “Metropol”ün çeşitli tanımlarında “Açık, seçik bir işlevsel örgüt yapısı”na ve “yerleşim büyüklüğü”ne rastlanmakta. Burada, dikkat çeken bir diğer husus ise gelişmenin “kurallı” olmasıdır. “Metropoller” de “kentsel dönüşüm”e yer vermektedir. Onların da gündemlerinde “Gelişim” ve “Dönüşüm”e yer vardır. Günümüzde, sanayi toplumundan, sanayi sonrası toplumu dönemine geçilirken; dünün metropollerinin, kimi işlevlerinin yok olması, yeni arayışlar, yeni işlevlerle yollarına devam etmelerini gerektirmektedir. İstanbul “zaman tüneli”nde de “Kentsel dönüşüm” çeşitli amaçlarda ve süren bir kent gerçeği olmalıdır.
İstanbul şehir yönetiminin (İ.B.B), “Megapol”görünümünden,“Metropol” düzeyine ulaşma çabası gözle görülebiliyor. Önceki yıllarda kutsal büyük şehrin, ulaşımının Arap yarımadasında yer alan yerleşimlerde görüldüğü üzere çok şeritli yollarla (bunlar asla cadde değil), alt üst geçitlerle çözümleneceği sanılırken; daha sonra keskin bir dönüş ile yer altı veya üstü raylı sistemlerin oluşturulması yollarına başvurulmaya başlanmıştır. İstanbul yerel yönetimi kentsel dönüşümü de “Deprem” yerine, “Raylı Toplu Ulaşım Sistemleri” ana yörüngesinde izlemekte ve buna paralel kararlar üretmektedir.
Öte yandan Başbakan ve TÜRSAB Genel Başkanı “İstanbul’a daha çok yatak gerekir” derken, İstanbul otelcilik camiası, bu konuda karalar bağlamaktadır. Bunun nedeni, geleceğin İstanbul tablosunu görüp, görememekte saklıdır.
Dünün geçmişte kalmış tecrübeleri, bugünün kur üzerine kurulmuş yalancı dünyası bir kenara bırakılmalıdır.
Bugün veya yakın gelecek kriz yılları, görüş koşullarının en bulanık olduğu ortamlardır, mevcut değerler dizisi ile dümene ne kadar yapışılırsa yapışılsın nafiledir!
Dikkat! Hastalık salgındır yani küreseldir, bu bizim ülkemizde de az veya çok yaşanacak…
2016 sonrası yeni oluşacak Dünyanın ve İstanbulun küresel rekabet koşulları, mobil iletişimleri ve yepyeni yaşam tarzları üstüne düşünmenin zamanıdır:
- Kartal - Kadıköy metrosu (Kaynarca ve hemen akabinde Sabiha Gökçen Hava Alanı bağlantıları)
- Marmaray metrosu,
- Üsküdar - Çekmeköy metrosu (Finans Merkezi),
- Otogar - Bağcılar - Olimpiyat Stadı - İkitelli metro bağlantısı,
- Topkapı - Habibler tramvay hattı ve
- Hacıosman - Yenikapı metrosu…
Yukarıdaki hatların hepsi birbiri ile ilintilidir!
Bunlar İstanbulun geleceğe dönük yeni güzergâhlarıdır. Bu güzergahlar üstünde yeni yaşam tarzları oluşurken geleceğin “Turizm gelişim alanları” da düşlenmeye ve şekillendirilmeye başlamalıdır…







Öte yandan Merkezi yönetim siyasi karar mekanizması, “İhracat Geliştirme” konusuna “Turizm=İçki”ye göre daha rahat yaklaşıyor. İşte bir örnek;
Antalya, pazarlamanın en önemli unsuru Merkezi yönetimin yani Bakanlığın da çok önemsediği “fuarlar” ve “geleneksel medya” yoluyla sorun çözümlenmesinin “bittiğini”, “yaşayan bilir” anlayışı içinde sezmiş bulunuyor ve önlemlerini alıyor. Seçtiği modelin doğruluğu tartışılabilir. Tartışılmıştır da ama unutulmaması gereken şey, tartışmaların “yarın” için yapıldığı ve “dün”ün başarılarının “bugün” geçerli olup olmayacağını da tartışma gereğidir. Unutulmaması gereken bir diğer konu, çeyrek yüzyılı bulan çabaların “kıyı turizmi” örgütlenme arayışının sonucu olması gerektiğidir.


